Güncel Bir Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında Dava Dilekçesinde Davalı Adresi ve Kimlik Bilgisi Bildirimi Zorunluluğu
Giriş
Anayasa Mahkemesi, 22.10.2024 tarihli 32700 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 22.05.2024 tarihli 2022/31465 Esas başvuru numaralı kararıyla (“Karar”); dava dilekçesinde davalıların gösterilmeyen adreslerinin ve kimlik numaralarının bildirilmesi için verilen kesin süreye rağmen bu eksikliğin tamamlanmaması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin, mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasını incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi, incelemesi sonucunda dava dilekçesinde bulunması zorunlu olmayan davalı kimlik numaralarını bildirilmesi için başvurucuya kesin süre verilmesinin ve bu eksikliğin tamamlanmaması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin kanuni dayanağının olmadığına hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi bir kısım davalıların adreslerinin tespit edilemediğinden bildirememesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin ise kanuni dayanağının olduğuna ancak anılan müdahalenin ölçülü olmadığına kanaat getirmiştir. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu makalede Karar, ilişkili mevzuat ve Yargıtay’ın benzer olaylardaki tutumu incelenir.
Karara Konu Somut Olay
Başvuruya konu dava ortaklığın giderilmesi davasıdır. Başvurucu, davalılar ile birlikte hissedar olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış yoluyla giderilmesi için Gümüşhane Sulh Hukuk Mahkemesinde (“Yerel Mahkeme”) dava açmıştır. Yerel Mahkeme davalıların bir kısmının kimlik numaralarının ve adreslerinin dava dilekçesinde gösterilmediğinden bu eksikliğin bir haftalık kesin süre içinde tamamlatılması için başvurucuya muhtıra çıkarmıştır.
Davacı dosyaya sunduğu dilekçe ile, davalıların kimlik numaralarının bildirilmesi için kesin süre verilemeyeceğini, davalıların açık adreslerinin tapu kaydında bulunmadığını, adreslerin mahkeme tarafından tespit edilebileceğini bildirmiştir. Yerel Mahkeme, başvurucunun bir haftalık kesin süre içinde eksikliği tamamlamadığından bahisle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“6100 sayılı Kanun”) m. 119/2 uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
Başvurucu; dava dilekçesinde davalıların kimlik numarasının bildirilmesinin zorunlu olmadığını, bu hususta verilen kesin sürenin hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin davalıların belirli olmayan ve tespit edilemeyen açık adreslerini tespit etmek amacıyla adres araştırması yapabileceğini ifade ederek karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.
Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, istinaf talebinin esastan reddine kesin olarak karar vermiştir. İstinaf kararında davacı vekilinin tapu kayıtları üzerinde inceleme yapmak suretiyle davalıların kimlik bilgilerine ve adreslerine ulaşabilmesi mümkünken ara karar gereğini yerine getirmediği belirtilmiştir.
Kararın tebliğini takiben başvurucu tarafından Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
İlişkili Mevzuata Genel Bakış
Somut olaya konu dava, uygulamada ortaklığın giderilmesi (ayrıca izale-i şüyu) davası olarak anılır. 08.12.2001 tarihli 24607 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 698. maddesi ve devamı hükümleri paylı mülkiyetin sona ermesine ilişkin düzenlemeler içerir. Buna göre, hukukî bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir.
04.02.2021 tarihli 27836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6100 sayılı Kanun ise hukuk mahkemeleri nezdindeki yargılamalara uygulanacak usul kurallarına dair temel düzenlemeleri içeren kanundur. Bu kapsamda, dava dilekçesinin içeriğinde bulunması gereken unsurlar 6100 sayılı Kanun m. 119’de düzenlenir. Buna göre, dava dilekçesinde, başvurunun yapıldığı mahkemeye, dava konusuna, iddia dayanağı vakıalara ve delillere, davacı ile vekiline ait birtakım bilgilerin yanı sıra davalıya ait bazı bilgilere yer verilmesi zorunludur. Anılan hükmün 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, davalının adı, soyadı ve adresi, dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlardandır. 6100 sayılı Kanun m. 119/2’de ise, 1. fıkranın bazı bentleri dışında kalan hususların eksik olması halinde, hakim tarafından eksikliği tamamlaması için davacıya bir haftalık kesin süre verileceği, süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Davalı adı, soyadı ve adresi, mahkemenin davacıya tamamlaması için süre verilebileceği bilgiler arasındadır.
Eldeki olayda, Yerel Mahkeme’nin başvurucudan hem bazı davalı adreslerinin hem davalıların kimlik numaralarının tamamlanmasını istediği anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi (i) kimlik numaralarının tamamlanmaması dolayısıyla davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi ile (ii) açık adreslerin tamamlanmaması dolayısıyla davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin hak ihlali teşkil ettiği iddialarını ayrı ayrı incelemiştir.
Anayasa’ya Aykırılığa İlişkin Değerlendirme
Somut olayda Anayasa Mahkemesi başvuruyu adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelemiştir.
Bu kapsamda, öncelikle, kimlik numaralarının ve adreslerin verilen kesin süreye rağmen bildirilmemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin ve neticede uyuşmazlığın esasının incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği tespit edilmiştir.
Bu tespitten sonra, Anayasa Mahkemesince, anayasal hakların sınırlandırılmasına imkân tanıyan Anayasa m. 13’de düzenlenen genel ilkeler ışığında, müdahalenin (i) kanun tarafından öngörülme (kanunilik), (ii) haklı bir sebebe dayanma (meşru amaç) ve (iii) ölçülülük ilkelerine aykırı olmama (ölçülülük) koşullarına uygun olup olmadığı değerlendirilmiştir.
Kimlik Numaralarının Tamamlanmaması Dolayısıyla Davanın Açılmamış Sayılması
Anayasa Mahkemesi, ilk olarak, anılan müdahalenin kanun tarafından öngörülüp öngörülmediğine ilişkin incelemede bulunmuştur. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi yaptığı değerlendirme sonucunda 6100 sayılı Kanun m. 119/1’de dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar arasında davalıların kimlik numaralarının sayılmadığını tespit etmiştir.
Öte yandan, Karar’da, önceki tarihli pek çok Anayasa Mahkemesi kararına da atıfta bulunularak kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm verilerin kişisel veri olduğu, kimlik numarası bilgisinin de tartışmasız şekilde kişisel veri olduğu ifade edilmiştir.
Bu itibarla, Anayasa Mahkemesi, dava dilekçesinde bulunması zorunlu olmayan ve hukuka aykırı ele geçirilmesi halinde suç teşkil eden kimlik numaralarının bildirimi için başvurucuya kesin süre verilmesinin ve bu eksikliğin tamamlanmaması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Adreslerin Tamamlanmaması Dolayısıyla Davanın Açılmamış Sayılması
Anayasa Mahkemesi, davalıların adreslerinin verilen kesin süreye rağmen bildirilmemesi sebebiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi şeklindeki müdahalenin ise, 6100 sayılı Kanun m. 119/1(b) bendi ile 6100 sayılı Kanun m. 119/2 uyarınca kanuni dayanağının olduğunu değerlendirmiştir.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi ölçülülük ilkesinin alt ilkeleri kapsamında yapılan inceleme sonucunda anılan müdahalenin orantısız olduğunu değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi ölçülülük ilkesi kapsamında, elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerini incelemiştir. Bu çerçevede, başvurucunun, davalıların adreslerindeki eksikliği süresi içinde gidermemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin, yargılamanın usuli eksiklikler nedeniyle gecikmesinin önüne geçilmesi ve yargılamanın esası ile ilgili etkili yargılama yapılması amacına ulaşılması yönünden elverişli ve gerekli olduğu değerlendirilmiştir. Ne var ki, orantılılık bakımından yapılan inceleme sonucunda davanın niteliği de gözetilerek, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, hukuk yargılamalarında taraflarca hazırlama ilkesi geçerli ise de tapu kaydında çok fazla hissedar olduğu ve tapu kayıtlarında bu kişilerin adreslerinin tümünün bulunmadığı durumlarda davacı tarafa dava dilekçesinde hissedar olan tüm davalıların adreslerini gösterme yükümlülüğü yükletilmesinin ağır sonuçlar doğurabildiğini, öte yandan mahkemenin, tapu kaydında görülen hissedarların adreslerini çeşitli kurumlardan araştırabileceğini ifade etmiştir.
Netice itibarıyla, Anayasa Mahkemesi, başvuru kapsamında, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Başvurucunun tazminat talebi ise, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağından bahisle reddedilmiştir.
Yargıtay’ın Benzer Olaylardaki Uygulaması
Karar, uygulamada yıllardan beri karşılaşılan bir sorun olan, davalının adresinin bilinmemesi durumuna ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımını göstermesi bakımından değerlidir.
Zaman içinde, Karar’a konu olayda olduğu gibi davacının verilen kesin süre içinde davalının adres bilgilerini tamamlayamaması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi durumu, Yargıtay’ın çeşitli dairelerinin de incelemesine konu olmuştur.
Uygulamada bu sorunun aşılması için kimi zaman doğruluğundan emin olunmayan adreslerin dahi dava dilekçelerine yazıldığı görülmektedir. Bu adrese yapılan tebligatın başarısız olarak geri dönmesi üzerine ise mahkemeden adres araştırması istenmektedir[1] .
Öte yandan, Yüksek Mahkemelerin geçmişte kimi kararında 6100 sayılı Kanun m. 119’da aranan şartları katı biçimde kabul edip davanın açılmamış sayılması kararını isabetli bulduğu tespit edilirken[2] kimi kararında daha esnek davrandığı[3] görülmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin benimsediği görüşün ise 6100 sayılı Kanun m. 119/1(b) maddesinin açık düzenlemesine rağmen, hükmü geniş yorumlayan bir yaklaşım içerdiği anlaşılmaktadır.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi 22.05.2024 tarihli kararında, başvurucuya verilen kesin süre içinde davalıların kimlik numaralarının ve adreslerinin tamamlanmaması dolayısıyla davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini değerlendirmiştir. Bu inceleme sonucunda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu karar ile Anayasa Mahkemesi, uygulamada yıllardan beri karşılaşılan “davalının adresinin bilinmemesi” sorununa ilişkin tutumunu ortaya koymuş ve 6100 sayılı Kanun’un 119/1(b) maddesinin açık düzenlemesine rağmen, hükmü geniş yorumlayan bir görüş benimsediğini göstermiştir.
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 05.04.2018 tarihli 2017/7320 E. 2018/10787 K. sayılı kararında; 6100 sayılı Kanun m. 119'un dava dilekçesinde davalı tarafın adresinin hiç yazılmamış olması durumuna ilişkin olduğunu ifade ederek ilgili olayda davacı tarafın dava dilekçesinde davalıların adreslerini göstermiş olması, bu nedenle dava dilekçesinde bulunması zorunlu unsurun dilekçede belirtilmiş olduğunu göz önüne almış, davalıların tebligata yarar açık adreslerinin mahkemece araştırılması ve tespit edilmesi durumunda tebligat yapılması gerektiğine, bulunamaması halinde ilanen tebliğ hususunun düşünülmesi ve sonucu dairesinde hüküm kurulması gerektiğine kanaat getirmiştir (Erişim: www.lexpera.com.tr).
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10.09.2024 tarihli 2023/9198 E. 2024/5591 K. sayılı kararı (Erişim: www.lexpera.com.tr). Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 28.03.2024 tarihli 2021/14841 E. 2024/2137 K. sayılı kararında (Erişim: www.lexpera.com.tr) davanın açılmamış sayılması kararı oy çokluğu ile yerinde görülmüş, karara karşı karşı oy yazısı yazılmıştır.
- Davacının davalıların adreslerini bilmediğini süresi içinde belirttiği gözetildiğinde Tebligat Kanunundaki düzenlemeler dikkate alınarak adres tespiti yoluna gidilmesi gerektiğinden 6100 sayılı Kanun m. 119(1)-b ve m. 119/2’nin uygulama yeri bulmadığına dair bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.06.2015 tarihli 2014/266 E. 2015/1547 K. sayılı kararı (Erişim: www.lexpera.com.tr). İlave olarak bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.02.2016 tarihli 2014/14-810 E. 2016/167 K. sayılı kararı (Erişim: www.kazanci.com.tr). Davalının tebligat için bilinen en son adreslerinin araştırılmasının mahkemenin görevi olduğuna, mahkemenin ihtarına uymamanın herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağına dair bkz. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 04.03.2020 tarihli 2018/7988 E. 2020/2123 K. sayılı kararı (Erişim: www.lexpera.com.tr). Mahkemece davalıların adres ve kimlik araştırılması yapılarak adreslerinin tespiti gerektiğine, gerekli araştırma yapılmaksızın davanın usulden reddine karar verilmesinin bozma gerektirdiğine dair bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 02.12.2013 tarihli 2013/5492 E. 2013/21835 K. sayılı kararı (Erişim: www.lexpera.com.tr) Davanın açılması sırasında, davalının adresinin gösterilmesinin mutlak zorunluluk olarak aranmasının adalete erişimi engelleyebileceğine, davalı adresinin gösterilmesinin HUMK uygulamasında olduğu gibi, HMK bakımından da zorunlu içeriğe dâhil olarak yorumlanmaması gerektiğine dair bkz. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nin 09.10.2024 tarihli 2024/1661 E. 2024/1435 K. sayılı kararı (Erişim: www.lexpera.com.tr).
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.